Girl, Interrupted

- Zatülcenp -

Nasıl daha fazla kazanacağınızı, memnun olmadığınız mobilyalarınızdan nasıl kurtulacağınızı, ağız kokunuza ne çare bulacağınızı bilemem fakat köpekbalıkları hakkında müthiş şeyler biliyorum. Hani olur da bir gün, yabanda bir başımıza kalırsak, bildiklerim işe yarayabilir. Büyük ihtimalle köpekbalığı etinizin tadını beğenmeyecektir ama tek bacak kaybıyla kurtulmanızı sağlayabilir, kan kaybından ölmeden önce karaya çıkmanıza yardımcı olabilirim. Söylediklerimi kulak ardı etmeyin. Olur ya bir gün, sörfe merak salarsınız. Dalgaların üzerinden uçar gibi kayan sörf tahtanız aşağıdan haince yaklaşan köpekbalığına fok balığı gibi görünür -ve bilirsiniz fok, köpekbalığının en sevdiği besindir- aniden saldırıya uğrarsınız -fok etinin yüzde ellisinin yağ olduğunu da bilmediğiniz bir gerçek- ayrıca -köpekbalığının bir ısırıkta on beş, yirmi kilo et yutabileceğini henüz söylemedim ki bu da bir insan için ölümcül bir miktar- O zaman sizi kim kurtaracak?

Nasıl daha fazla kazanacağınızı, memnun olmadığınız mobilyalarınızdan nasıl kurtulacağınızı, ağız kokunuza ne çare bulacağınızı bilemem fakat köpekbalıkları hakkında müthiş şeyler biliyorum. Hani olur da bir gün, yabanda bir başımıza kalırsak, bildiklerim işe yarayabilir. Büyük ihtimalle köpekbalığı etinizin tadını beğenmeyecektir ama tek bacak kaybıyla kurtulmanızı sağlayabilir, kan kaybından ölmeden önce karaya çıkmanıza yardımcı olabilirim. Söylediklerimi kulak ardı etmeyin. Olur ya bir gün, sörfe merak salarsınız. Dalgaların üzerinden uçar gibi kayan sörf tahtanız aşağıdan haince yaklaşan köpekbalığına fok balığı gibi görünür -ve bilirsiniz fok, köpekbalığının en sevdiği besindir- aniden saldırıya uğrarsınız -fok etinin yüzde ellisinin yağ olduğunu da bilmediğiniz bir gerçek- ayrıca -köpekbalığının bir ısırıkta on beş, yirmi kilo et yutabileceğini henüz söylemedim ki bu da bir insan için ölümcül bir miktar- O zaman sizi kim kurtaracak?

Ev boş. Hacmin kadar. Koltukların umrunda değil. Pijamaların çıkardığın yerde. Saat keyfince ilerliyor. Dakika, saat gücünde. Utanmadan! Dürüstmüş gibi bir de kuşu ötüyor saat başı. Guguk! Guguk! Sapanım olsa vurmuştum çoktan. Fakat hakikat acı. Sapanım yok. Olsa da kullanmayı bilmediğimden aptal kuşun sesini kesmem zaman alırdı. Hatta acemiliğimden kendi gözümü vurup gece gece hastane arardım bir de. Güç bela bulduğum hastanenin işlemezliğinden cinnet geçirip -BİLİRSİNİZ TÜRKİYE’DE İŞLER İŞLEMEZ- suratsız sekreterin canını alırdım büyük ihtimal. Sonra gencecik yaşımda adliyelerde sürünüp, hapislere düşerdim. İyi olmazdı. Benim gibi birine yazık. Beni de sevenler var sonuçta. Ev sahibim de memnun olmazdı hem. Kiranın aksamasını istemez. Ben hapse girersem o eve kira ödemem de yersiz olacağından çıkardım evden. Sonra… Neyse. Bunları düşünmeyelim. Başım ağrıyor. Diyorum ki sevgilim, evde olmaman beni üzüyor. Hepsi bu. Şimdi olsaydın evde, tüm bunları düşünmek zorunda kalmayacaktım. Belki kavga ederdik yerine. Birbirimizden bir parça daha nefret etmek için daha iyisi olamaz bence. Sence?
(*Volkan’a. Bir an önce iyileşmesi dileğiyle.) 

Ev boş. Hacmin kadar. Koltukların umrunda değil. Pijamaların çıkardığın yerde. Saat keyfince ilerliyor. Dakika, saat gücünde. Utanmadan! Dürüstmüş gibi bir de kuşu ötüyor saat başı. Guguk! Guguk! Sapanım olsa vurmuştum çoktan. Fakat hakikat acı. Sapanım yok. Olsa da kullanmayı bilmediğimden aptal kuşun sesini kesmem zaman alırdı. Hatta acemiliğimden kendi gözümü vurup gece gece hastane arardım bir de. Güç bela bulduğum hastanenin işlemezliğinden cinnet geçirip -BİLİRSİNİZ TÜRKİYE’DE İŞLER İŞLEMEZ- suratsız sekreterin canını alırdım büyük ihtimal. Sonra gencecik yaşımda adliyelerde sürünüp, hapislere düşerdim. İyi olmazdı. Benim gibi birine yazık. Beni de sevenler var sonuçta. Ev sahibim de memnun olmazdı hem. Kiranın aksamasını istemez. Ben hapse girersem o eve kira ödemem de yersiz olacağından çıkardım evden. Sonra… Neyse. Bunları düşünmeyelim. Başım ağrıyor. Diyorum ki sevgilim, evde olmaman beni üzüyor. Hepsi bu. Şimdi olsaydın evde, tüm bunları düşünmek zorunda kalmayacaktım. Belki kavga ederdik yerine. Birbirimizden bir parça daha nefret etmek için daha iyisi olamaz bence. Sence?

(*Volkan’a. Bir an önce iyileşmesi dileğiyle.) 

Çürük tavuk etinin ne kadar kötü kokabileceğini tahmin dahi edemezsiniz. Bildiğiniz ceset! Bilmiyorsanız üzgünüm. Yakınlarda birileri ölür mutlaka, peşini bırakmayın derim. Neyse, şayet biliyorsanız bu tasvir yüzünüzü bir parça buruşturmuştur. Bilmiyorsanız cehaletinizi tasvir etmeme gerek yok. Vaktime yazık. Tavuk eti diyordum. Tatlı bir pembeden nasıl dönebilir griye? Kokuşma grisi. Griye aldırmıyorum. Kokluyorum eti. Kokuşmaya ise hoşgörülü yaklaştığım söylenemez. Burnum hassastır ama kolay adapte olmasını da bilir. Bu sefer de sorun çıkarmıyor. O an, nedense ninem geliyor aklıma. Elleri. Derisine yer yer kan oturmuş elleri. Yaşlılık lekeleri. Bir zamanlar güneşte parlayan cildi şimdi nasıl da canlı canlı kokuşuyor? Ellerine bakınca üzülmüyordur herhalde. Ben olsam üzülürdüm. Yaşlanmak bana göre değil. Nineminse pek aldırdığı söylenemez. Ama görünen o ki ninem de yaşlanırken kokuşmayı seçmiş. Tavuk eti gibi. Ben olsam daha şık bir yol seçerdim. Kesinlikle ‘classy’ olurdu. Coco Chanel’in kokuştuğuna kim inanır? Audrey Hepburn çürür mü hiç! Ninemin elleri çürür ama. Zaten nineler bunun için vardır çocuklar. Kokuşma edebiyatımıza malzeme olsunlar diye.
Tavuk eti mi? Bu bahsi kapatalım artık.
(To Mr. Akova)

Çürük tavuk etinin ne kadar kötü kokabileceğini tahmin dahi edemezsiniz. Bildiğiniz ceset! Bilmiyorsanız üzgünüm. Yakınlarda birileri ölür mutlaka, peşini bırakmayın derim. Neyse, şayet biliyorsanız bu tasvir yüzünüzü bir parça buruşturmuştur. Bilmiyorsanız cehaletinizi tasvir etmeme gerek yok. Vaktime yazık. Tavuk eti diyordum. Tatlı bir pembeden nasıl dönebilir griye? Kokuşma grisi. Griye aldırmıyorum. Kokluyorum eti. Kokuşmaya ise hoşgörülü yaklaştığım söylenemez. Burnum hassastır ama kolay adapte olmasını da bilir. Bu sefer de sorun çıkarmıyor. O an, nedense ninem geliyor aklıma. Elleri. Derisine yer yer kan oturmuş elleri. Yaşlılık lekeleri. Bir zamanlar güneşte parlayan cildi şimdi nasıl da canlı canlı kokuşuyor? Ellerine bakınca üzülmüyordur herhalde. Ben olsam üzülürdüm. Yaşlanmak bana göre değil. Nineminse pek aldırdığı söylenemez. Ama görünen o ki ninem de yaşlanırken kokuşmayı seçmiş. Tavuk eti gibi. Ben olsam daha şık bir yol seçerdim. Kesinlikle ‘classy’ olurdu. Coco Chanel’in kokuştuğuna kim inanır? Audrey Hepburn çürür mü hiç! Ninemin elleri çürür ama. Zaten nineler bunun için vardır çocuklar. Kokuşma edebiyatımıza malzeme olsunlar diye.

Tavuk eti mi? Bu bahsi kapatalım artık.

(To Mr. Akova)

[Flash 9 is required to listen to audio.]
707 Plays
Fujiya & Miyagi
Sixteen Shades Of Black & Blue
Yüzün o kadar güzel ki,Dağıtmak istiyorum.İçimde bir canavar var,Yıkıp geçeceğim güzelliğini.Ve belki ziyaret ederim küllerini, Her aptal katil gibi.
(Şiir yazdım 0_o) 

Yüzün o kadar güzel ki,
Dağıtmak istiyorum.
İçimde bir canavar var,
Yıkıp geçeceğim güzelliğini.
Ve belki ziyaret ederim küllerini,
Her aptal katil gibi.

(Şiir yazdım 0_o) 

Q
What if we all worshipped an apocalypse that would wipe us out? What if we all clinged on to the dark side that all of us have but too gutless to embrace it, and spewed a mutual projectile of hatred towards beings we have to call humans? What if we all never believed the conjugal unions that make us believe we are in love? What if we conformed to everything that surrounded us and never found our ways back into the places that we really were? What if?
from:Anonymous
A

Hometowns don’t exist! So, let’s dream in a pragmatic way? What if is just annoying, to be honest. And I personally don’t prefer to be annoyed. No. Not at all.

[Flash 9 is required to listen to audio.]
88 Plays
Walk Off The Earth
Man Down
Ya ahlakımız bozuksa? Köşedeki bakkal öyle düşünüyor bence. Bu yüzden her daim suratını ekşitmesi. Aman kafasını on yaşında kapattırdığı on üç yaşındaki kızının ahlakı bozulmasın. Ahlak derken, tepeden inme. Atadan kalma. Yastık altı. Küflü. Ama kutsal. Gök delinmiş gibi yağmur yağan bir gün o gün. Market alışverişinden dönüyorum. Malum ellerim dolu. Islağım. Daha fenası çişim var. Çok! Tutabilecek seviyeyi üç saat önce falan aşmışım en az. Güç bela eve ulaşıyorum. Apartman kapısını açmak için anahtar lazım. Ve çantam bir dehliz adeta. Anahtar ise elbette yok. Bir miktar çiş kaçırıyorum altıma. Ama bir miktar. Fazla değil. Bir süre daha arandıktan sonra anahtarı içeride unuttuğum aklıma geliyor. Boşaltım sistemim huysuzlanıyor. Ben umutsuzlanıyorum. Köşedeki bakkalın tuvaleti vardır? Evet, dahiyane bir fikir. Bakkal ve mutaasıp ailesi bana bir çişlik izin vereceklerdir mutlaka. Jet hızıyla ilerliyorum. Poşetleri taşıyacak gücüm yok. Kalsınlar kapının önünde. En insani gülümsememi yüzüme yerleştirip en yardıma muhtaç sesimi takınıyorum. Anahtarı içeride unutmuşum da, arkadaşım gelene kadar kapıda bekleyeceğim. Acaba, tuvaletinizi kullanabilir miyim? Ailenin kadınları geride. Erkeği önde. Sorum ağzımda kalıyor. ‘HAYIR’ diyor bakkal. Kullanamazmışım, hayır. Mağrur çenesi yukarıda. Kirli hissediyorum kendimi. Çişimde bulaşıcı hastalık da yok oysa. Alelacele kendimi toplayıp peki diyorum. ‘PEKİ.’ Olayın anlamsızlığından çişim kaçıyor. Artık yok. Çiş yerine öfkeyle doluyorum. Burun deliklerime kadar öfkeyilim. Geri dönüyorum bakkala. Ters bi şeyler gittiğini anlamış gibi mağrur çenesi. Normale dönmüş, aşağıda. Bi şey mi vardı, diyor. Bi şey demiyorum. Sessizce, ayakta dikilmiş halde işiyorum dükkanının orta yerine. Pantolonum ıslanıyor. Bakkalın gözleri büyüyor. Gıkı, içeride. Çıkmıyor. Artık rahatım. O akşam, sabaha kadar yağan yağmur, benim kirimi temizliyor. Piç bakkalın öfkesi ve şaşkınlığı ise baki kalıyor.

Ya ahlakımız bozuksa? Köşedeki bakkal öyle düşünüyor bence. Bu yüzden her daim suratını ekşitmesi. Aman kafasını on yaşında kapattırdığı on üç yaşındaki kızının ahlakı bozulmasın. Ahlak derken, tepeden inme. Atadan kalma. Yastık altı. Küflü. Ama kutsal. Gök delinmiş gibi yağmur yağan bir gün o gün. Market alışverişinden dönüyorum. Malum ellerim dolu. Islağım. Daha fenası çişim var. Çok! Tutabilecek seviyeyi üç saat önce falan aşmışım en az. Güç bela eve ulaşıyorum. Apartman kapısını açmak için anahtar lazım. Ve çantam bir dehliz adeta. Anahtar ise elbette yok. Bir miktar çiş kaçırıyorum altıma. Ama bir miktar. Fazla değil. Bir süre daha arandıktan sonra anahtarı içeride unuttuğum aklıma geliyor. Boşaltım sistemim huysuzlanıyor. Ben umutsuzlanıyorum. Köşedeki bakkalın tuvaleti vardır? Evet, dahiyane bir fikir. Bakkal ve mutaasıp ailesi bana bir çişlik izin vereceklerdir mutlaka. Jet hızıyla ilerliyorum. Poşetleri taşıyacak gücüm yok. Kalsınlar kapının önünde. En insani gülümsememi yüzüme yerleştirip en yardıma muhtaç sesimi takınıyorum. Anahtarı içeride unutmuşum da, arkadaşım gelene kadar kapıda bekleyeceğim. Acaba, tuvaletinizi kullanabilir miyim? Ailenin kadınları geride. Erkeği önde. Sorum ağzımda kalıyor. ‘HAYIR’ diyor bakkal. Kullanamazmışım, hayır. Mağrur çenesi yukarıda. Kirli hissediyorum kendimi. Çişimde bulaşıcı hastalık da yok oysa. Alelacele kendimi toplayıp peki diyorum. ‘PEKİ.’ Olayın anlamsızlığından çişim kaçıyor. Artık yok. Çiş yerine öfkeyle doluyorum. Burun deliklerime kadar öfkeyilim. Geri dönüyorum bakkala. Ters bi şeyler gittiğini anlamış gibi mağrur çenesi. Normale dönmüş, aşağıda. Bi şey mi vardı, diyor. Bi şey demiyorum. Sessizce, ayakta dikilmiş halde işiyorum dükkanının orta yerine. Pantolonum ıslanıyor. Bakkalın gözleri büyüyor. Gıkı, içeride. Çıkmıyor. Artık rahatım. O akşam, sabaha kadar yağan yağmur, benim kirimi temizliyor. Piç bakkalın öfkesi ve şaşkınlığı ise baki kalıyor.

Bak Çocuk.

Yazılarımı araklayıp saçma sapan forumlarda kendisininmiş gibi pazarlayan beyinsiz, buna bir son vermenin vaktidir. (Hoş, benim yazılarım hiçbir anlam ve değer ifade etmiyor o ayrı ama buraya senin kepazeliğini ilan etmek üzere toplandık zaten.) Şimdi biraz daha şişin. He, süper yazıyorsun sen. Bi copy, bi paste daha. Hadi.

Ev dağıldıkça dağılıyor. Bu ev ne zaman toplu kaldı ki? Zemin eşyaları itiyor sanki. Dursun istemiyor üzerinde nesne. Çöpler, asi bir halk. Cumhuriyet ilan ediyorlar her gün. Krallığım çöküyor. Kağıt çöpleri, en uysalları özerkliğe varlar. Besin artıklarıyla ise baş edemiyorum. Sesleri mütemadiyen yüksek. Kabul etmezsen diyor bağımsızlığımızı, küfleniriz, kokarız ve kurtlanırız dahi. Monarşim çaresiz. Canımı bağışlamaları kaydıyla terkediyorum krallığı. Eşyasız bir evde yaşamanın hayalini kurarak şehri terkederken asıl çöpün kendim olduğunu o sıralar bilmiyorum tabi.

Ev dağıldıkça dağılıyor. Bu ev ne zaman toplu kaldı ki? Zemin eşyaları itiyor sanki. Dursun istemiyor üzerinde nesne. Çöpler, asi bir halk. Cumhuriyet ilan ediyorlar her gün. Krallığım çöküyor. Kağıt çöpleri, en uysalları özerkliğe varlar. Besin artıklarıyla ise baş edemiyorum. Sesleri mütemadiyen yüksek. Kabul etmezsen diyor bağımsızlığımızı, küfleniriz, kokarız ve kurtlanırız dahi. Monarşim çaresiz. Canımı bağışlamaları kaydıyla terkediyorum krallığı. Eşyasız bir evde yaşamanın hayalini kurarak şehri terkederken asıl çöpün kendim olduğunu o sıralar bilmiyorum tabi.

[Flash 9 is required to listen to audio.]
186 Plays
Moody Blues
Melancholy Man
Tercihen duygulanmıyoruz. Olmaz. Yeri değil pek. Rimelimiz akmasın. Bilirsiniz zahmetli bir süreç. Kimse lafı ikiletilsin istemez. Mümkün olduğunda göz kırpıyoruz ama ağlamıyoruz. Küçük, cici bir hanımefendiyiz çünkü. Durağan. Heykelsi. Beslenmediğimizi de söylememe gerek yok herhalde. Hanımefendiler beslenmez. Rujları bozulmamalı. Dudaklar birbirine kenetli, minik tebessümler kafi. Böylesi pek asil. Pek yerinde. Fazlası eğreti. Sonrası malum. Bu yemeyen, içmeyen ve rimelini canı pahasına taze tutan hanımefendiler bir gecede çürürler. İnanın bir gecede. Kırmızı rujları kahverengiye, ölüm karası kirpiklerinin çevrelediği gözleri kurtlu birer oyuğa dönüşür. Nisan ölmek için fazla baharsa dahi.

Tercihen duygulanmıyoruz. Olmaz. Yeri değil pek. Rimelimiz akmasın. Bilirsiniz zahmetli bir süreç. Kimse lafı ikiletilsin istemez. Mümkün olduğunda göz kırpıyoruz ama ağlamıyoruz. Küçük, cici bir hanımefendiyiz çünkü. Durağan. Heykelsi. Beslenmediğimizi de söylememe gerek yok herhalde. Hanımefendiler beslenmez. Rujları bozulmamalı. Dudaklar birbirine kenetli, minik tebessümler kafi. Böylesi pek asil. Pek yerinde. Fazlası eğreti. Sonrası malum. Bu yemeyen, içmeyen ve rimelini canı pahasına taze tutan hanımefendiler bir gecede çürürler. İnanın bir gecede. Kırmızı rujları kahverengiye, ölüm karası kirpiklerinin çevrelediği gözleri kurtlu birer oyuğa dönüşür. Nisan ölmek için fazla baharsa dahi.

Üst kattaki kadın. Yine piyanosunun başında. Do do la sol. Buruş kırış parmakları tuşları yalıyor bir bir. Re mi fa. Çöp kamyonu neredeyse gelir. O zaman kesilir müzik. Her akşam aynı saatte. Rahatsız mı oluyor nedir? Apartmana taşındığımda, başkasının varlığını kanıtlayan tek şeydi piyano sesi. İki yıl sonra bugün, varlığı konusunda hala ısrarcı. Üstelik bugün Madam Papazyan’ın doğum günüymüş. Pek aksi kadındır Papazyan. Kutlu olsun. Si. La. Mi. Do do. Fa.

Üst kattaki kadın. Yine piyanosunun başında. Do do la sol. Buruş kırış parmakları tuşları yalıyor bir bir. Re mi fa. Çöp kamyonu neredeyse gelir. O zaman kesilir müzik. Her akşam aynı saatte. Rahatsız mı oluyor nedir? Apartmana taşındığımda, başkasının varlığını kanıtlayan tek şeydi piyano sesi. İki yıl sonra bugün, varlığı konusunda hala ısrarcı. Üstelik bugün Madam Papazyan’ın doğum günüymüş. Pek aksi kadındır Papazyan. Kutlu olsun. Si. La. Mi. Do do. Fa.

Yanık et kuruyup düşer, çocuk. Tutamazsın. 

Yanık et kuruyup düşer, çocuk. Tutamazsın. 

Q
kitap önerir misin?
from:Anonymous
A

. John Fante - Toza Sor
. Charles Bukowski - Kasabanın En Güzel Kızı
. Charles Bukowski - Kadınlar
. Alper Canıgüz - Oğullar Ve Rencide Ruhlar
. Chuck Palahniuk - Gösteri Peygamberi
. José Mauro De Vasconcelos - Şeker Portakalı

* Daha çok var. Ama bunlar ilk anda aklıma gelenler. Bir de Türkiye gazetesinin verdiği iki ciltlik Sağlık Ansiklopedisi. Hayatı o kitaptan öğrendim. 

free counters